Cuma namazı saat kaçta? 8 Eylül Cuma namazı ne zaman İstanbul, Ankara, İzmir? Cuma namaz vakti!
Cuma namazı saati kaç? sorusu araştırılıyor. Cuma namazı saati, namaz için hazırlanan Müslümanlar tarafınca her hafta denetim ediliyor. Peki, Cuma namazı saat kaçta? 8 Eylül Cuma namazı ne vakit İstanbul, Ankara, İzmir? Cuma namaz vakti!
Her ilde cuma namazı saati değişmektedir.
8 Eylül günü İstanbul’da Cuma namazı saat 13:07’de olurken, Ankara’da saat 12:52’de, İzmir’de ise saat 13:14’te kılınacaktır.
Cuma günü müminlerin haftalık bayramı sayılır. O gün meydana getirilen ibadetler öteki günlere göre daha büyük sevap kazandırır. Kılınan Cuma namazının fazileti pek büyüktür. Cuma için ezan okunduğu vakit birçok işlerini bırakarak camilere koşarlar. Zira Yüce Allahımız: “Cuma günü namaz için çağrıldığınızda derhal Allah’ın zikrine koşun. Alışverişi bırakın” buyurmuştur.
Cuma Namazı, Müslüman erkeklere farz olan bir ibadettir. Kur’an-ı Kerim’de, olduğu, kesinlikle kılınması gerektiği aleni açık emredilmiştir. Vakti, öğle namazının vaktidir. Cuma günleri öğle namazı vaktinde bu namaz kılınırsa, öğle namazı da kılınmış sayılır. Dört rekat ilk sünneti, iki rekat farzı, dört rekatta son sünneti vardır. Bu dört rekatlık “Vakit Sünneti” kılmak sevaptır. Farz kılınmadan ilkin imam minbere çıkıp hutbe okur. Bu hutbenin okunması ve dinlenmesi de Cuma Namazı’nın farzlarındandır.
Farz cemaatle kılındıktan sonra Cuma’nın son sünneti niyetiyle dört, Ahir Zuhur niyetiyle dört ve Vaktin sünneti niyetiyle iki rekat namaz daha kılınır. Ahir zuhur namazının aynen Cuma’nın ilk sünneti gibi kılmak daha sevaptır.
Cuma namazı; Kitap, Sünnet ve icma ile durağan(durgun) olup, hutbeyi de içeren, cemaatle kılınan iki rekatlı ve öteki namazlardan farklı özellikler taşıyan ve her mükellefin yerine getirmesi ihtiyaç duyulan farz-ı ayın bir namazdır (Mevsıli, el-İhtiyar, I, 271-272).
Allah Teala, cuma namazı vaktinde çabalama ve alışveriş yapma ile alakalı olarak, “Ey inananlar! Cuma günü namaz için davet yapıldığında, alışverişi bırakıp derhal Allah’ı anmaya koşun. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır. Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın, Allah’ın lütfundan nasibinizi arayın. Allah’ı oldukça zikredin ki kurtuluşa eresiniz.” (Cum’a, 62/9-10) buyurmaktadır. Ayetten anlaşıldığına göre, cuma namazından ilkin ve sonra çalışmak ve alışveriş yapmakta bir mahzur yoktur. Ancak cuma namazı kılmakla mükellef olanların cuma saatinde alışverişi terk etmeleri ve camiye gitmeleri gerekir. Bu itibarla cuma namazı kılmakla mükellef olmayanlar, alışveriş yapabilirler.
Cuma namazı kılmakla mükellef olanların cuma saatinde alışveriş ile meşgul olmaları tahrimen mekruhtur; ama meydana getirilen alışverişle elde edilmiş hasılat helaldir. Ayrıca cuma namazı ile mükellef bir tüccarın, işyerinde cuma namazıyla mükellef olmayan bir kimseyi çalıştırmasında ve bu yolla hasılat elde etmesinde bir mahzur yoktur (İbn Abidin, Reddü’l-muhtar, III, 41).
Zuhr-i ahir, son öğle namazı demektir. Bazı İslam bilginleri, bir yerleşim biriminde oldukça sayıda yerde cuma namazı kılınmasının sahih olmayacağı ihtimaline binaen, o günkü öğle namazının ihtiyaten kılınmasını önermişlerdir. Zuhr-i ahir adıyla dört rekat olarak kılınan bu namaz, cuma namazına dahil değildir. Hz. Peygamberden (s.a.s.) ve ilk dönemlerden gelen rivayetler arasında bu isimle kılınmış bir namaz yoktur. Zuhr-i ahir, İslam coğrafyasının genişlemesi ve şehirlerde nüfusun kalabalıklaşması sonucu, cuma namazının, Hz. Peygamber (s.a.s.) döneminde olduğu gibi, bir şehirde bir tek camide kılınmasının olası olmaması, oldukça sayıda camide cuma namazının kılınması zorunluluğunun ortaya çıkması ile gündeme gelmiş bir namazdır. Gerekçesi de, oldukça sayıda camide kılınan cuma namazlarından ilk ilkin kılınanın geçerli olacağı, öteki camilerde kılınan namazın ise geçersiz olabileceği varsayımıdır. İşte bu şüpheli durumdan kurtulmak için, içerisinde bulunulan cuma vakti kastedilerek ihtiyaten, zuhr-i ahir yani “vaktine ulaşılıp da eda edilemeyen son öğle namazı” niyeti ile dört rekatlık bir namaz kılınması birtakım alimlerce makul görülmüştür (İbn Abidin, Reddü’l-muhtar, III, 16-18; Karafi, ez-Zehira, II, 354-355; İbn Kudame, el-Muğni, III, 212; Şirbini, Muğni’l-muhtac, I, 420-422). Fakat böyle bir varsayıma mahal yoktur. Çünkü cuma namazının tek camide kılınması, cumanın anlamına makul olmakla birlikte, nüfusu milyonlara ulaşan büyük şehirlerin ortaya çıkmış olduğu günümüzde bunun yerine getirilmesi olası değildir. Zaten Hanefi mezhebinde fetvaya aslolan olan görüşe göre, rastgele bir kayıt olmaksızın bir şehirde birden oldukça camide cuma namazı kılınabilir (İbn Abidin, Reddü’l-muhtar, III, 15-16). İmam Şafii de Bağdat’a gittiğinde cuma namazının oldukça sayıda yerde kılındığını görmüş ve buna karşı çıkmamıştır (Nevevi, el-Mecmu’, IV, 585; Şirbini, Muğni’l-muhtac, I, 420-422). Böyle olunca, her bir camide kılınan cuma namazının tek tek geçerli olması, bu yönden aralarında bir ayrım gözetilmemesi esas olup cuma namazı kılanların ilaveten zuhr-i ahir (son öğle namazı) kılmaları gerekmez. Ancak cuma namazına dahil olmadığını bilerek, bu namazı kılmak isteyenler için de bir mahzur mevzubahis değildir.

Kadınlar ve kendilerine cuma namazı farz olmayan hasta ve aynısı kimseler vakit girdikten sonra, imam cuma namazını bitirmeden ilkin kendi evlerinde öğle namazını kılarlarsa bu namaz geçerli olur. Kendilerine cuma namazı farz olmayan bu gruptakilerin şehirde ya da kent hükmünde olan bir yerde öğle namazında cemaat yapmaları mekruhtur; kendi başlarına kılmalıdırlar. Kendisine cuma namazı farz olan bir kimse ise özürsüz olarak cumaya gitmez ve imam cuma namazını bitirmeden ilkin kendi evinde o günkü öğle namazını kılarsa Hanefilere göre bu namaz geçerlidir, ama cumaya gitmediği için günahkar olur. Diğer üç mezhebe ve Hanefilerden İmam Züfer’e göre ise kıldığı öğle namazı geçersizdir. Bu kimse öğle namazını, cuma namazı kılındıktan sonra yeniden kılmalıdır (Merğinani, el-Hidaye, II, 115-117; Halebi, es-Sağir, s. 321).
Cuma namazı, akıllı, buluğ çağına erişmiş, sağlıklı, hür ve mukim (misafir olmayan) erkeklere farzdır. Kadınlar, hürriyeti kısıtlı olanlar, yolcular ve cemaate gelemeyecek kadar mazereti olanlar cuma namazı kılmakla mükellef değildirler. Ancak kılmaları durumunda bu namazları geçerli olup ilaveten öğle namazı kılmaları gerekmez. Hz. Peygamber (s.a.s.) , “Cemaatle Cuma namazı kılmak, her Müslüman’a farzdır. Ancak, köle, kadın, çocuk ve hastaya farz değildir.” (Ebu Davud, Salat, 217; İbn Ebi Şeybe, el-Musannef, II, 550; Beyhaki, es-Sünenü’l-kübra, III, 246) buyurmuştur. Asr-ı saadetten günümüze kadar tüm alimler, cuma namazının hanımlara farz olmadığı mevzusu ile alakalı ittifak etmişlerdir (İbnü’l-Hümam, Feth, II, 59; Nevevi, el-Mecmu’, IV, 483-484; İbn Kudame, el-Muğni, III, 216). Cuma namazının hanımlara farz kılınmamış olması, onlar ile alakalı bir mahrumiyet değil, muafiyettir. Diledikleri takdirde, camiye gidip cemaatle cuma namazı kılmalarında dinen bir mani yoktur. Hatta hutbe ve vaazlardan istifade etmeleri için cuma namazlarına devam etmeleri öneri edilebilir.

Cezaevindeki mahkumlar cuma namazı kılmakla mükellef değildir (İbn Abidin, Reddü’l-muhtar, III, 28-29). Cezaevi şartlarında cuma namazı kılma imkanı bulamayan kimseler, cuma namazı kılmadıkları için günahkar olmazlar. Ancak öğle namazını kılmakla yükümlüdürler. Cuma namazı kılma imkanı bulmaları halinde, mahkum olan bir şahsın cuma namazı kıldırması caizdir. Şafii mezhebine göre Cuma namazı kılınan zeminin her insana aleni olması (izn-i am) şartı bulunmadığından (Gazzali, el-Vasit, II, 65) cezaevindekiler kırk şahıs olmaları ve imkân bulmaları durumunda cuma namazını kılmakla mükellef olurlar. Bu durumda da içlerinden birinin imamlık yapması caizdir (Remli, Nihayetü’l-muhtac, II, 287).
Cuma namazında hutbe, namazın sahih olmasının şartlarından biridir. Hutbe okunmadan kılınan bir cuma namazı sahih değildir. Bu nedenle hutbe okunurken minimum bir adamın hazır bulunması gerekir. Ancak cuma kılabilmek için hutbeye yetişmek ve dinlemek koşul değildir. Buna göre, mazeretine binaen okunan hutbeye yetişemeyen ya da hutbeyi duymayan kişinin kıldığı cuma namazı sahih olur. Hutbeyi dinlemeye yetişemeyen kimse, cuma namazının ikinci rekatına bile yetişse, imam selam verdikten sonra ayağa kalkıp bir rekat daha kılarak cuma namazını tamamlar (İbnü’l-Hümam, Feth, II, 63).
Sadece Cuma günleri nafile oruç tutmak, tenzihen mekruh görülmüştür. Resul-i Ekrem (s.a.s.), “Sizden asla kimse Cuma günü oruç tutmasın. Ancak bigün daha önceden ya da sonradan oruç tutuyorsa, bu takdirde Cuma günü de oruç tutabilir.” (Ebu Davud, Savm, 50) buyurmuştur. Cuma günü kazaya kalan farz ya da adak gibi vacip bir oruç tutmakta mahzur bulunmamaktadır. Cuma günü nafile oruç tutmak isteyenlerin, bigün ilkin ya da oradan da oruç tutması makul olur. Oruç tutmak için bilhassa Cuma gününü seçmenin mekruh oluşu bu günün müslümanların haftalık bayram günü kabul edilmesindendir.
Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.